
Değerli okuyucularımız bize ayrılan gazete ve web sayfalarında gerek Bölgemiz, gerek Yurt genelindeki, güncel konuları değerlendirerek kaleme alarak siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Geçtiğimiz yıl Kasım 2025 tarihinde benimde üyesi olduğum ‘’Avrasya Basın Yayın Birliği’’ tarafından ödüle layık görülen 70 kişiden birisi de bendim. Benim gibi katılım sağlayanlar arasında 6 Şubat 2023 Tarihinde Maraş ve Elbistan başta olmak üzere 15 İl’de felaketlere neden olan asrın depremine tanıklık yapan Hatay’da benim gibi aynı mesleği yürüten Mehmet Hüseyin Zorkun kardeşimiz ile kısa söyleşinin ardından dostluk bağı kurmuştuk. Bana söylediği bir cümle var aklıma gelince tıpkı o depremi hatırlıyorum. ‘’Abi üç yıldır acının içerisinde yokluklar ve konteynerlerin’’ içinde uyumanın ardından Trabzon’da ki 3 gün eşim ve bizim için ömrümüz boyunca unutamayacağınız bir anı oldu Allah bizleri buraya getiren ekibe teşekkür ederim demişti.
Asrın Deprem felaketinin 6 Şubat 2026 itibariyle 3 yıl oldu ancak acımız ilk günkü gibi taze diye yaptığı paylaşımı siz değerli okuyucularımız ile paylaşıyorum.
Yıllar geçebilir ama bu yaşananlar unutulmaz Gazeteci meslektaşım Mehmet Hüseyin Zorkun’un izlenimleri Soğuk sadece havada değil; insanın içine işleyen, boğazını düğümleyen bir soğuk bu. Takvim yaprakları ilerliyor ama o gecenin karanlığı hâlâ üzerimizden kalkmıyor.
Çünkü yaşadığımız şey sıradan bir felaket değildi; hayatın bir anda yerle bir olduğu, insanın çaresizlikle yüzleştiği bir kırılmaydı.
O gece evlerimizi kaybettik, iş yerlerimizi kaybettik, düzenimizi kaybettik.
Ama en ağır olanı; annelerimizi, babalarımızı, eşlerimizi, çocuklarımızı, dostlarımızı kaybettik.
Birçoğu enkazın altında kaldı, birçoğu soğukta can verdi, birçoğu alevlerin arasında hayata veda etti.
Çığlıklar, yardım sesleri, sessizliğe karışan umutlar… Hiçbiri hafızamızdan silinmedi.
Bir gün öncesinde her şeyimiz vardı. Ertesi sabaha, bir buçuk dakika içinde hiçbir şeyimiz kalmadı.
Sokaklarda sabahladık, enkazların arasında yaşadık.
Üzerimize çöken beton kadar ağır bir çaresizlik vardı. Kaderine terk edilmişlik hissi, insanın içine işleyen bir yalnızlık gibiydi. O günlerde bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun ne kadar kıymetli olduğunu öğrendik; hayatta kalmanın ne demek olduğunu iliklerimize kadar hissetmek.
İnsan sevdiğinin cenazesine ulaştığı için sevinir mi?
Biz sevindik. Çünkü ulaşamayanlar vardı. Kefensiz uğurlananlar, isimsiz mezarlıklara defnedilenler, denizde kaybolan canlar vardı.
Acının en büyüğü işte tam da buydu.
Bugün üçüncü yıldönümü yaklaşıyor. Zaman geçti sanılıyor ama deprem bölgesinde yaşayan herkes bilir: 6 Şubat denince hâlâ yutkunuyoruz, konuşamıyoruz, gözlerimiz doluyor. O görüntüler hâlâ zihnimizde, o sesler hâlâ kulaklarımızda. Acı taze, yara açık.
Yıllar geçebilir ama bu yaşananlar unutulmaz.
Asırlar geçse bile unutturulmamalı. Çünkü bu sadece bir tarih değil; binlerce hayatın yarım kaldığı, milyonlarca insanın değiştiği bir gün.
Dileğimiz tek: Rabbim bir daha böyle bir acıyı bu millete yaşatmasın.



